'Kanser Köy'den Yükselen Çığlık: Biz Ölüyoruz!
Aydın-Söke'nin
Kisir Mahallesi, art arda yaşanan kanser vakaalarının ardından artık 'kanser
köy' olarak anılıyor. Bölge halkı artık patlama noktasında ve yetkililere
sesleniyor: Biz ölüyoruz.
Aydın-Söke'nin Kisir Mahallesi, Anadolu'nun akla cenneti getiren
köşelerinden biri olmasına rağmen ne yemyeşil doğasıyla ne de canayakın
insanlarıyla anılıyor. Buranın adı artık haberlere de konu olduğu haliyle
'Kanser köy'. Uzmanlar; 1958'de açılan ve rehabilite edilmeden öylece bırakılan
uranyum madeninin bölgede çok yüksek oranda görülen kanser vakalarıyla doğrudan
ilişkili olduğunu söylüyor. "Nasılsa bana uzak bir köy"
mü diyorsunuz? O kadar emin olmayın. Maden sahasının hemen yanındaki arazide
organik sertifikalı üretim yapılıyor. Yine aynı alanın bitişiğinde devasa bir
mandıra faaliyete geçmek üzere. Buralardan çıkan ürünlerin sizin sofranıza da
gelmeyeceğinden ne kadar emin olabilirsiniz?
'Kanser
Köy'e Hürriyet'ten Yücel Sönmez gitti. İşte Sönmez'in kaleminden
kadersiz köyün hikayesi:
"BİZ ÖLÜYORUZ"
"Aydın-Söke'ye
15 kilometre mesafedeki Kisir Mahallesi sakinlerinin isyanını ateşleyen; Muhtar
Baki Suna'nın 2014'te Ege Çevre
ve Kültür Platformu'nun (EGEÇEP) düzenlediği panelde, Menderes Nehri'ndeki
kirliliğin ve madenlerin insan sağlığı üzerine etkilerini dinledikten sonra söz
alıp "Biz ölüyoruz!" diye feryat etmesi olmuş. Suna'nın; sondaj
yapıldıktan sonra rehabilite edilmeden terk edilen uranyum madeninin sebep
olduğunu iddia ettiği kanser vakalarına dikkat çekme çabası daha sonra köy
meydanında saçlarını kazıtma eylemiyle devam etmiş. Suna'nın eylemine eşi Nazan
Suna da başörtüsünü çıkarıp saçlarını kazıtarak destek vermiş.
"OHAL VAR AÇIKLAYAMAYIZ"
Suna
çifti ve mahalle sakinleri; o gün bugündür çalmadık kapı bırakmamış. Muhtar
Suna; Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu heyetlerinin gelip ölçümler yaptığını söylüyor.
"Sonuç" diye sorduğumuzda yüzünde alaycı bir gülümseme beliriyor:
"'OHAL var, açıklayamayız' dediler."
BÖLGEDE GEZİNMEK BİLE TEDİRGİN EDİCİ
Kisir'e
700 metre mesafedeki Yusufağalar Mevkii'ndeyiz. Burada 13 sondaj kuyusu
bulunuyor. "Radyasyon en fazla burada" diyor Muhtar Suna bir kuyunun
başına yaklaşırken. "Ölçüm aletini buraya koyduklarında çıkardığı sesten
kırılacağını zannettim" diye de ekliyor.
Biraz
tedirginim. Bu bölgede bulunmanın kısa bir süreliğine bile olsa- halsizliğe
neden olduğunu söylüyorlar. Bacaklarımda hissettiğim güçsüzlüğün 'psikolojik'
olduğunu telkin ediyorum kendime. Muhtar eline aldığı bir taşı sondaj
kuyusundan içeri bırakıyor, "Bak" diyor, "su var." Bu,
tehlikenin suya da karışmış olabileceği anlamına geliyor.
"TEK İSTEĞİM BİR YETKİLİNİN BANA BURADAN S. GİT DEMESİ"
Maden
bölgesi bir zeytin ormanının içinde. Ancak burada neredeyse hiç yaşlı zeytin
ağacı yok. Muhtar durumu "Bir noktaya geldikten sonra kuruyorlar"
diye açıklıyor. Bu sırada yanımıza evi maden sahasının hemen bitişiğinde olan
Yusuf Çenesiz (67) geliyor. Hemen "Çekinmiyor musunuz burada
yaşamaya" diye soruyorum. Sonuçta, 15 yılda 70'ten fazla kişinin kanserden
öldüğü bir yer burası. "Ben yaşamıyorum zaten" diye söze giriyor:
"Mezarımı kazdırdım. Mezar taşım olmayacak. Bir tahtaya 'Bu topraklar çok
Çenesiz götürür' yazsınlar yeter." Dört ay önce ağzından kan gelmeye
başlamış Yusuf Çenesiz'in. "Hem böbrekte hem de akciğerde var" diyor
kanser kelimesini telaffuz etmeden. Bundan sonra söylediklerinin onu
sinirlendirdiğini yüzünden okumak zor değil: "Sobamda yaktığım ağacın
külünden radyasyon çıktı. Niye örtbas ediyorlar? Varsa var, yoksa yok. Tek
istediğim bir yetkilinin bana 'Buradan s. git' demesi."
Muhtar,
büyük bir kayanın çatlağından aşağıya doğru inen sarılığı göstererek "İşte
bu uranyum" diyor. Bunu bölgede inceleme yapan üç farklı akademisyenden
öğrendiklerini söylüyor. Yusuf Çenesiz oradaki taşlardan birini bana doğru
uzatıyor, alıp almamakta tereddüt ediyorum. Aldıktan hemen sonra yere bırakmak
istiyorum.
450 KAT DAHA FAZLA RADYASYON VAR
Nükleer
fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, Nükleer Savaşa Karşı
Uluslararası Hekimler Birliği'nin AlmanyaSeksiyonu Üyesi Radyolog Doktor
Alper Öktem ve Dokuz Eylül Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd.
Doç. Enver Yaser Küçükgül alanda ölçüm yapan uzmanlardan. Farklı cihazlarla
farklı ölçümler yapmışlar. Sonuç: Olması gerekenden 450 kat daha fazla
radyasyon oranı.
"ÇOCUKLARIMIZ GELSİN İSTEMİYORUZ"
"Çocuklarımız
köye gelsin istemiyoruz" diyor Muhtar: "Kızımın bizi ziyarete geldiği
gece sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Bir an önce gitsin istedim."
Çocukları köyden uzaklaştırma kararını, 'Hocaların' 2020'lerden sonra
çocukların eksik uzuvlarla doğabileceğini söylemelerinin ardından almış Muhtar
Baki Suna. Yusuf Çenesiz, "Hayvanlarda başladı bile" diye söze
giriyor: "Birkaç hafta önce keçim doğdu, arkası yok." Maden
sahasından çıktıktan sonra Muhtar Suna bize birer şişe ayran veriyor. Psikoloji
bu ya, iyi geldiğini hissediyoruz hemen. Kahvehaneye giriyoruz. Çok geçmeden
kimsenin bu konuyu konuşmaya pek hevesli olmadığını fark ediyoruz. Durumu
Muhtar açıklıyor: "Kabullenmiyor bu gerçeği. Kanser konusu biri öldüğünde
en fazla bir saat konuşulur, sonra hiç yokmuş gibi davranılır. 35 dakikada
kazıyoruz, 10 dakikada gömüyoruz ve hemen dağılıyoruz. Psikolojimiz çok bozuk.
Mesela ben... Çoğu zaman günde bir öğün yemek yiyebiliyorum, o da gece uyumadan
önce. Çünkü uykuda kanserin yemekle birlikte içime girdiği ihtimalini
düşünmemiş oluyorum. Uyumadan önce, 'Allahım beni kaliteli öldür' diye dua
ediyorum. Sabah uyandığımda,
'Şükür, bugün de ölmedim' diyorum."
Kahvehanede Halil Yardan'la tanışıyoruz. 59 yaşındaki Yardan'ın
eşi Ferah Yardan sekiz yıldır meme, yumurtalık ve kolon kanseri tedavisi görüyormuş:
"O direniyor ama biz kim bilir kaç kez öldük" diye anlatıyor
yaşadıklarını. Yardan çifti günü gelmiş koca bir günü, bir kuru simitle
geçirmiş. Halil Yardan tedavi maliyetlerini düşünmekten iki çayın hesabını
yapar hale geldiğini söylüyor: "Bu köyde tüm kazanç sağlığa gider. Eşimin
raporunda 'Yüzde 65 geçici engelli' yazıyor. 'Geçici' yazdığı için maaş
alamıyor. Ama itiraz etmedik, yeter ki 'geçsin'."
YANINDA ORGANİK TARIM YAPILIYOR
Alanda
ölçüm ve inceleme yapan uzmanlardan Yrd. Doç. Enver Yaser Küçükgül, alanda
çalıştıktan sonra üç gece uykuda burnunun kanadığını söylüyor: "Bu durum
radyasyonun kılcal damarları çatlatması nedeniyle oluyormuş."
"Dünya Sağlık Örgütü'nün kabul ettiği yıllık radyasyon sınırı '1 sievert'. Burada bunun 450 katı söz konusu. Bölgedeki kanser vakalarıyla bu durumun bir bağlantısı olduğu çok açık" diye anlatan Küçükgül, tehlikenin boyutlarının sanılandan da büyük olabileceğini ifade ediyor: "Burası Menderes Deltası'nın başında. Yıllardır burada tarım ve hayvancılık yapılıyor. Buradaki sular Menderes'e karışarak denize kadar ulaşıyor. Sorun, burayla sınırlı olmayabilir. Bu durumu bütün yetkililer biliyor ama kimsenin umurunda değil." Küçükgül, yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor: "Önce radyasyonun etki alanı tespit edilmeli. Daha sonra bu alana insanların ve hayvanların girmesi engellenmeli. Ardından radyasyonun yeraltı sularıyla, rüzgârla taşınıp taşınmadığı tespit edilmeli. Eğer taşınıyorsa bu da derhal bloke edilmeli. Bunlar yapıldıktan sonra da alanı stabil hale getirmek gerekiyor. Yurtdışında radyasyon yayan maddeleri beş-altı bin metre derinlikte tuz madenlerine gömüyorlar. Bizde böyle bir yer yok, yine de insanın ulaşamayacağı yerlere gömülebilir."
Oysa mevcut durum bu bilincin çok uzağında olduğumuzu gösteriyor. Maden sahasının bitişiğinde, 225 dönümlük bir alanda organik tarım yapılıyor. Sahanın biraz aşağısına inşa edilen mandıra da faaliyete geçmek için gün sayıyor.
BAZI ŞEYLERİ TOPRAK
ALTINDA BIRAKMAK GEREKİYOR
Bölgede
inceleme yapan bir başka uzman Radyolog Doktor Alper Öktem de, "Büyük bir
sorumsuzluk örneğiyle karşı karşıyayız.
Bu
işin saklanması değil, üzerine gidilmesi lazım. Bu maden milyonlarca yıldır
durduğu yerden açığa çıkarılmış, oysa bazı şeyleri toprak altında bırakmak
gerek. Çünkü böyle hiçbir tedbir alınmadan öylece bırakılıp gidilmiş olması
toprak, hava, su ve canlılar için büyük bir felaket demek. Acilen sudan, araziden ve bitki ve hayvanlardan numune alınıp tahlili
yapılmalı. Daha önce Manisa Köprübaşı'nda yapılan TÜBİTAKdestekli çalışma burada da bir
an önce gerçekleştirilmeli, durum vatandaşlara izah edilmeli ve ihtiyaç halinde
bazı evler tahliye edilmeli" diyor.


Hiç yorum yok